KRAL AGAMEMNON VE ÇANAKKALE
Bahriye Nazırı Rauf Bey 27 Ekim günü Limni
adasının Mondros limanında demirli bulunan Agamemnon zırhlısına ayak bastığında
Osmanlı devleti savunma hatları çökmüş, yüz binlerce askeriyle birlikte
topraklarının büyük bir kısmını da kaybetmiş bir devlet durumundaydı. Osmanlı
Devleti’ni savaşa sürükleyen İttihat ve Terakki partisi istifa etmiş, barış
yanlısı Ahmet İzzet Paşa hükümeti yeni kurulmuştu. Yeni hükümetin Bahriye
Nazırı Rauf Orbay dört gün süren müzakerelerin ardından 30 Ekim 1918 günü akşam
saatlerinde Mondros Ateşkes Antlaşmasına imza attı.
Romalılara ait eski bir atasözünde şöyle der;
“Tarihlerini
bilmeyenler, hep çocuk kalırlar”.
Tarihini bilenler çocukluktan kurtulmayı başarmış ve büyük medeniyetler
kurabilmişlerdir. Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda önemli bir rol üstlenmiş
olan, maneviyat dünyamızın büyüklerinden Şeyh Edebali’nin ifade ettiği bir söz
de bu manayı farklı bir yönüyle ifade etmektedir; “Geçmişini bilmeyen, geleceğini
de bilemez.”. Rauf Bey’in Mondros Mütarekesini imzaladığı Agamemnon
zırhlısının Truva savaşından başlayıp, Çanakkale Savaşı’na uzanan ilginç
hikâyesi bize bu konuda dersler vermektedir. Aralarında yaklaşık 3000 yıllık
bir zaman dilimi olan bu iki olayın birbiri ile olan ilişkisi sadece
coğrafyadan ibaret değildir.
M.Ö 13.
yüzyılda gerçekleşen Truva savaşı Homeros’un İlyada destanına konu olmuştur.
Destana göre Sparta’lılar Truva şehrini ele geçirmek için kuşatırlar.
Saldırılar düzenleyerek şehrin düşmesi için yoğun bir gayret gösterirler. Truvalılar
bu saldırı karşısında şehirlerini tam 10 yıl boyunca korumayı başarmışlardır.
Sparta’lıların Truva’ya saldırmalarının görünürde farklı bir sebebi olmakla
birlikte aslında zengin Anadolu uygarlıklarını talan etme niyeti vardır. O
devirde Ege’nin diğer tarafındaki şehir devletleri birbiriyle savaşmaktan
ekonomik sıkıntıya düşmüş durumdaydılar. Anadolu devletleri ise parayı icat
edecek derecede zenginleşmişlerdi. Birleşik Yunan orduları Truva’yı kısa sürede
işgal edebilseydi, Batı Anadolu’da önemli bir üs elde edecek, buradan sonra
Didim, Bergama, Knidos, Efes, Telmessos, Olimpos gibi Likya, Karya ve Lidya
uygarlıklarına ait zenginleşmiş şehirleri bir bir yağmalayacaklardı. Belki de
Büyük İskender’in yaptığı gibi sıra Perslere gelecekti. Anadolu şehir
devletleri başlarına bir felaket gelmesin diye Truva’yı kendi memleketleri gibi
savunmuşlar ve bu yüzden savaş uzamıştır. Sparta kralı Menelaus ve kardeşi
Miken Kralı Agamemnon Truva’yı ele geçiremeyeceklerini düşünmeye başlamışlardır.
Fakat Spartalılar pes etmeden önce son bir oyun planlarlar. Büyük boyutlarda
bir at heykeli yaptırılır. Heykel ahşaptan, içi boş ve sadece içeriden dışarıya
açılabilen mekanizmaya sahiptir. Yunanlılar heykeli kıyıya bırakıp orduyu toplayarak
Ege’ye açılırlar. Yunan donanması denizde ufukta kaybolduktan sonra bir U
dönüşü ile Bozcaada’ya demir atar. Truvalılar Yunanlıların pes ettiğini görünce
güvenlik önlemlerini alt seviyeye indirirler ve kıyıya bırakılan at heykelini
tapınağa sunmak üzere kaleden içeri alırlar. Truvalı rahipler bu işte bir
numara olduğunu sezerler ama halk savaştan bıkmıştır, savaşın gerçekten
bittiğine inanmak isterler. Atın içinde Yunan askerleri vardır, gece atın
içinden çıkıp kalenin kapılarını açarlar ve Bozcaada’ya işaret verirler.
Sonrasını tahmin etmek güç değil. Şafak baskını yapan Yunanlılar Truva’yı yakıp
yıkarlar.
Truva şehrine saldıran Ordunun 2
numarası olan Agamemnon’un ismi İngilizler tarafından bir savaş gemisine
verilmiştir. Peki, bu bir tesadüf müdür. Elbette değil. Truva antik kenti
1.Dünya savaşı öncesinde keşfedilmiş yukarıda değindiğimiz Homeros’un İlyada’sı
bu keşiften sonra oldukça popüler hale gelmiştir. İngilizler ve Fransızlar, o
dönem yeni keşfedilmiş olan Truva antik kentini orduya asker toplamak için
reklam olarak kullandılar. Bugünkü gibi
filmler falan olmadığı için insanlar kitap okuyorlardı ve Truvanın bulunmasının
etkisiyle dönemin en gözde kitabı İlyada olmuştu. Okumayan, Truva'nın hikâyesini
öğrenmeyen kalmamıştı neredeyse... "Orduya Akhilleuslar aranıyor"
"Truvayı fethedecek yeni kahraman olun, adınız Akhilleusla birlikte
anılsın" gibi propagandalar yapılarak orduya asker toplandı. Savaşa asker
toplamak için kullanılan Truva argümanını güçlendiren bir olaydır savaş
gemisine Agamemnon isminin verilmesi. Truva’ya saldıran Agamemnon gibi
Çanakkale’ye saldırmayı planlamışlardır.
Agamemnon Zırhlısının yolu
Çanakkale’deki kahramanlarımızdan Seyit Onbaşı ve Nusret mayın gemisi ile de
kesişmiştir. 18 Mart sabahı İngiliz ve Fransız donanmalarına ait irili ufaklı
103 adet savaş gemisi Çanakkale Boğazı’na dayanmış ve Türk savunma mevzilerini
bombalamaya başlamışlardı. Öylesine yoğun bir bombardıman vardı ki donanma
subayının verdiği istihbarat raporunda Türk mevzilerinde canlı bir varlığın
olması ihtimalinin bulunmadığı ifade edilmişti. Bunun üzerine düşman donanması
harekete geçmiş Queen Elizabeth, Agamemnon, Ocean, Inflexible, Bouvet gibi
devasa savaş gemileri önderliğinde Marmara denizine doğru ilerliyorlardı.
Bombalanan tabyalardan biriside Seyit onbaşının da olduğu Mecidiye tabyasıdır.
Hayatta kalabilen birkaç askerden birisi olan Seyit onbaşı düşman gemilerinin
boğaza girdiklerini görünce duyduğu üzüntü ve acı ile normalinde üç kişinin
bile çok zor kaldırabileceği 215 okkalık mermiyi olduğu yerden tek başına
kaldırır, taşır ve topun namlusuna sürerek ateşler. Donanmanın en önünde giden Queen
Elizabeth gemisinin bacasından içeri giren mermi, gemiyi ortadan ikiye ayırarak
batırmıştır. Bunu gören diğer gemiler vurulmamak için karşı kıyıya Erenköy
koyuna yanaşmaya çalışırken bu seferde Nusret mayın gemisinin döşediği 26
mayına denk gelmişlerdir. Bu mayınlardan haberi olmayan müttefik donanması 3
gemisini de bu şekilde kaybetmiştir. Irrestable, Ocean, Bouvet batmış, Inflexible,
Golva, Suffen zırhlıları ise ciddi hasar almıştır. Agamemnon az hasarla
kurtulabilmiştir. Deniz savaşları bu harekâtla sonuçlanmıştır.
İngiliz ve Fransız’lar Truva’da
olduğu gibi saldırmışlar ancak bu sefer Çanakkale’yi geçememişlerdir. Çanakkale
cephesinin kazanmış olsak da dünya savaşını kaybettik ve Müttefik devletler
yenilgiyi kabul ettiğimiz mütareke antlaşması için Çanakkale’ye yakın olan ve
Yunanistan himayesinde bulunan Limni adasının Mondros limanını seçtiler...
Limana getirilen Agamemnon gemisinde imzalar atıldı. İngilizler "Agamemnon
Truva’yı bir kez daha fethetti" diyerek bu zaferlerini halka duyurdular ve
savaşa en başta yaptıkları propagandalarla uyuşan bir şekilde nokta koydular. İşgal
güçleri 3000 yıl önce olduğu gibi bir kez daha amaçlarına ulaşmışlardı.



Yorumlar
Yorum Gönder