Geç Kalmış Bir Pandemi Yazısı

              - Bu yazı 23.Mart.2020 tarihinde yazılmıştır. - 

Çinliler birisine beddua edecekleri zaman “İlginç zamanlarda yaşayasın” mealinde bir cümle kurarmış. İlginç zamanlarda yaşıyoruz vesselam. Neler olduğunu tam olarak anlamlandıramadığımız, gidişatı kestiremediğimiz, başımızın bela ve musibetten dur olmadığı tuhaf bir dönemdeyiz. 2020 yılının ilk 3 ayını geride bıraktık sayılır. Depremleri, orman yangınlarını, çığ felaketini ve pandemi yani virüs salgınını 3 aya sığdırmayı başardık. Bi göktaşı kaldı o da gelirse tam olacak diyesimiz geliyor ki Nasa, gezegenimize bi göktaşı çarpma ihtimalini açıklıyor. Evet şaka gibi, ama değil. O nedenle ilginç zamanlarda yaşama tabiri tam bize denk düşüyor galiba.

Yaşadığımız bu kadar olay arasında özellikle korona virüsünün ortaya çıkması ve bir salgına dönüşmesi hayatımıza en etki edeni oldu diyebilirim. 23 Mart itibariyle tüm dünyada bir numaralı gündem korona. Ülkelere göre ölen ve enfekte olan insan sayılarını online olarak takip ediyoruz. Savaşlar, siyasi mücadeleler, ekonomik krizler, petrol, altın her şeyi bir kenara itti insanoğlu.. Hayatta kalma telaşına düştük hep birden. Fantastik bir Hollywood filminin içindeyiz adeta. Evlere kapandık, tıp dünyasının ve hükümetlerin virüs ile mücadelesini izliyoruz ekranlardan. Umursamayanlarımız da yok değil. Sahillere akın edenlerimiz, piknik alanlarında izdiham oluşturanlarımız eksik olmuyor çok şükür.  İstisnaları bir kenara bırakırsak, genel olarak benzer karelere şahit oluyoruz dünyanın çeşitli yerlerinden sosyal medyaya yansıyan. Boş sokaklar, çıkamadıkları evlerinin camlarında, balkonlarında şarkı söyleyen insanlar, hastalıkla mücadele için seferber olmuş sağlık çalışanları, tedirgin bir halk, yağmalanmış market görüntüleri daha neler neler. Ancak bazı görüntüler çok daha vurucu oluyor elbetteki. Bunlardan birisinde İki hastasından birisini seçmek zorunda olan doktorun çaresizliği, üzüntüsü vardı. Bir odanın köşesine çökmüş iki hastaya bakıyor ağlamaklı gözleri. Birisinin yaşam veya ölümüne karar vermek zorunda kalması insanın yaşayabileceği en büyük travmalardan birisidir diye tahmin ediyorum. Etkili fotoğraflardan birisi de Kâbe’de tavafın durduğunu gösteren fotoğraftı. Kabe bir sembol, Allah’ın evi. Her sene milyonlarca insanı ağırlıyor. Yılın hangi dönemi olursa olsun hiçbir zaman boş kalmaz Kabe ve Mescidi Haram. Kabe ilk insandan beri önem arz eden bir mekan olagelmiştir. Temellerini Hz.Adem’in oğulları ile birlikte attığı rivayet edilen Beytullah’ı Hz. İbrahim ve oğlu Hz.İsmail inşa etmiştir. Kuran’ı Kerim’de  Tur suresi 4. ayetinde beyti mamur denilerek üzerine yemin edilen mekanlardan biri olmuştur. İlk defa bomboştu. Sadece orası değil islam dünyasının hemen her yerinde toplu namaz yasaklandı, camiler kapandı, Cuma namazı kılınmıyor.

Meydana gelen hadiseleri ve bu döneme denk gelmelerini tesadüf olarak görebilir bir çoğumuz. Bu da bize denk geldi ne kadar talihsiziz diyebilirsiniz. Ancak inancımıza göre hiçbir olay tesadüfen cereyan etmez. Her şey belli bir nizama göre, bir plan dâhilinde işler ve gelişir. O nedenle her hangi bir şeyin bizim başımıza gelmesine tevafuk diyoruz. Bundan dolayıdır ki hikmet ehli her olaydan bir mana çıkarır. Bilge diyebileceğimiz bu zatlar kâinatın kanunlarının yanı sıra Allah’ın Sünnetullah denilen kanunlarını da iyi bilir, hemen her olaydan bir hisse çıkarabilirler. Hatta denilir ki ağaçtan bir yaprak kopsa ve önüne düşse bununda mana âleminde bir karşılığı vardır. Bununla alakalı Bakara suresi 129. ayette İbrahim aleyhisselam ve oğlu İsmail peygamberin Allah’tan hikmet istemesi güzel bir misaldir.

Yaşadığımız son olaylara da bu zaviyeden bakarsak şapkayı önümüze koyma zamanıdır. Çocuk cesetlerinin sahile vurduğu, aldatmanın hüner sayıldığı, mazlumun inim inim inlediği, fakirin daha fakir, zenginin ise daha zengin olduğu, bal tutan parmağını yalamamalı diyenlerin garip karşılandığı, inananların ruhsuzlaştığı, ibadetlerin folklorik hareketlere dönüştüğü dünyaya adeta bir sille olarak indi bu olay. Müslüman’ı, Hristiyan’ı, Yahudi’si, İnananı, inanmayanı, Türk’ü, Rus’u, Çinlisi, Amerikalısı ile Allah bize kimliklerimizi unutturdu bir virüs vesilesi ile. Gerçek kimliğimizi hatırlatıyor insan olmak.

İnsan eşrefi mahlûkattır neredeyse tüm inançlara göre. Ona bu şerefi veren nedir? İnsan olmanın erdemini anlaması ve tüm canlılara şefkatle bakmasıdır. Aklı ile hareket etmesi, iradesini kullanıp kötülüğe engel olmasıdır. Bir arada kardeşçesine yaşayabilmesidir. Kendinin seçemediği özelliklerinden dolayı ayrıma maruz kalmamasıdır. Her ne koşul altında olursa olsun adaletli davranmasıdır. Zalimin karşısında mazlumun yanında olmasıdır. Böyle olduğu sürece insan varlıkların en şereflisidir. Aksi durumda ne olduğunu görüyoruz, varlık âleminin belki de en küçük nesnesi insana had bildiriyor. Bakın ne terör kaldı, ne terörizm herkesi hayatta kalma telaşı sardı. Yapay gündemlerle boğulan dünya bir nefes aldı. Gerçek gündemimizin ne olması gerektiğini, acizliğimizi hatırlattı bize bu virüs. Dünyanın birçok bölgesinde hava hiç olmadığı kadar temiz artık, hayvanlar rahat dolaşıyor her yerde. Kirlettiği dünyadan uzaklaşınca insanoğlu, fabrikalar, arabalar çalışmayınca birkaç hafta dünya kendini toplamaya başladı hemen.

İnsanoğlu kendi yapıp ettiklerinin sonuçlarıyla yüzleşiyor. Rabbimizin belirttiği gibi;

“İnsanların kendi elleriyle yapıp ettikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu; böylece Allah -dönüş yapsınlar diye- yapıp ettiklerinden bir kısmını onlara tattırıyor.”

                                                                                                Rum suresi / 41. Ayet

            1999 yapımı Yeşil Yol filminde John Coffey’nin Paul’e söylediği sözler bu dünyada vicdanlı ve merhametli kısaca insan olmanın dayanılmaz yükünü çok güzel anlatır bize; “Yoruldum patron! İnsanların insanlara saldırmasından, çocukların ömrünün kelebeklerin ömründen kısa olmasından, adaletin bozguna uğradığı bu dünyadan yoruldum.”  İnsanoğlunun yaşadıklarımızdan ders çıkarması ve bu tür hadiselerin tekrarlanmaması dileğiyle..

                                                                                                                            
                                                                                                                                               23.Mart.2020 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KRAL AGAMEMNON VE ÇANAKKALE

İNSANLIK ÖLDÜ MÜ?