HALETİ RUHİYE - 3
"Tanıdığım en güzel insanlar, yenilgiyi, acıyı, mücadeleyi ve kaybı yaşamış olan ve diplerden çıkış yolunu kendileri bulmuş insanlardır. Bu kişiler yaşama karşı geliştirdikleri kendine has takdir, direniş, duyarlılık ve anlayışla; şefkat, nezaket, bilgelik ve derin sevgiden kaynaklanan bir ilgi ve sorumlulukla doludurlar. Güzel insanlar öylece ortaya çıkmazlar; onlar oluşurlar."
Elizabeth Kübler Ross
Mart güneşinin son kez yüzünü gösterdiği soğuk bir İstanbul sabahında saat sekizi gösteriyor. Her gün bu saatte metrobüsten iner, hızlı adımlarla okula yürürdüm. Bu rutinim 6 yıldır hiç değişmedi. Bugün ilk defa tam tersi istikamete yürümek istedim. Okula 5 dakika yürüme mesafesindeki Çırpıcı parkını adımladım ağır ağır. Kulaklığımda çalan Sezen Aksu’nun “Çocuklar gibi” şarkısını kaç kez dinledim hatırlamıyorum. Sonra kuş cıvıltılarına, ılık ılık esen bahar rüzgarına, ağaçların hışırtılarına kulak verdim bir süre. Neden bunca zamandır burayı ziyaret etmediğimi sorguladım. Aslında durup dururken gelmedim bu parka ve başıma gelen hadise cereyan etmeseydi belki uzunca bir süre daha yolum düşmezdi buraya. Bu hafta okuldan ayrılacağımı öğrendim. Altı yıldır hayatı ıskalamak pahasına çalıştığım, güzel dostluklar kurduğum, çok şey aldığım ve çok şey verdiğim mekana veda edecektim. Bu sürpriz değildi benim için elbette. Hatta uzun zamandır beklediğim, planladığım bir durumdu diyebilirim. Ancak belki ayrılıklara dayanamadığımdan, belki kılı kırk yarmamdan dolayı nokta koyamamıştım bu cümlenin sonuna. Ve o noktayı benim yerime koyarak aslında kendimi bir süredir hazırladığım, hayatımın bir başka safhasına geçmem için kapıyı araladılar. Yaklaşık üç yıldır bu sürecin başlaması için çabaladım durdum. Ancak “O” müsaade etmeden bir şey olmuyor. Bizi en iyi bilen, en hazır olduğumuz anda bir başka safhayı başlatıyor hayat serüveninde. Evet biz türlü planlar yapsak da “O” bize rağmen, en uygun anda kapıyı aralıyor. Söyleyen bir başkası olsa da aslında kaderin ona yüklediği misyonu yerine getiriyor ve bizim için bir dönem kapanıyor.
Yaşam yolunda yürüdüğü sürece karşılaştığı, deneyimlediği her şey insana katkı sağlar olgunlaştırır. Kendi isteğimizle terk etmeyeceğimiz konfor alanımızı kader cebri bir şekilde terk ettirir ve bizi hamle yapmaya zorlar. Biz doğum sancıları içinde kıvranır dururuz. Iztıraplar içinde kıvrandığımız böylesi dönemler, yaşadıklarımız üzerinde düşünme ve özümseme, bir sonrakine hazırlanma anlarıdır. Bu süreci bir fırsat olarak gören ve doğru değerlendirenler heybelerini doldurarak yollarına devam ederler. Nurettin Topçu’nun enfes ifadeleri bu durumu özetler ; “İnsan bir çıraktır, ıztırap onun üstadıdır ve hiç kimse ıztırap çekmedikçe kendini tanıyamaz.” Evet Kendimizi tanımanın, insanları tanımanın ve O'nu tanımanın yegane yolu ıztıraptır.
Yorumlar
Yorum Gönder